Bazen En Çok Sorun Çıkaranlar, En Fazla Sevgiye İhtiyacı Olanlardır

Murat ile karşılaştığımızda o 2 yaşlarında, bense asistanlığımın başlarındaydım. Kurum görevlisinin elinden tutarak odaya gelen bu çocuk, yaşına göre oldukça küçük ve aşırı derecede tepkisiz görünüyordu. Kurum görevlisinin oturttuğu koltukta hareketsiz bir şekilde otururken bana doğru kaçamak bir bakış attığını fark ettim. Kurum görevlisi; kurumdaki diğer çocuklarla oynamadığını, hatta onları ısırdığını, kendi başına bir köşede sallandığını, yaklaşana yabani bir hayvan gibi saldırdığını, yemek yemediğini, yediğinde ise boğazına parmak atıp kendini kusturduğunu söyledi.

Murat hayata 1-0 başlayan şanssız bir çocuktu. Daha yeni doğmuş bir bebekken annesi onu hastanede bırakıp gitmiş, arayan soran kimse de olmamıştı. Hayatının daha ilk günlerinden başlayarak 6 aylık olana kadar tam gelişmemiş bağırsakları için sayısız ameliyata girmişti.  Ve o süreyi hastanede geçirmişti. İnsanoğlunun cenneti  anne karnındaki hayatı bile muhtemelen onun için sıkıntılıydı. Bu, küçük ve çelimsiz olmasından, iç organlarının yeterince gelişememesinden ve annesinin onu görmeden bırakıp gitmesinden tahmin edilebiliyordu. Dünyaya doğan bütün bebekler gibi bir anda tenini saran soğuk, açlık dönemleri, alışık olmadığı yoğun ışık gibi bir çok rahatsız edici uyaran ile karşılaşmıştı. Buna ek olarak Murat koruyucu meleğinden annesinden yoksundu, ve hayat her gün neden olduğunu anlamadığı sayısız acılar, ameliyatlar, iğneler ile doluydu. Sürekli yanına yaklaşan bu varlıklar onun çoğunlukla canını acıtan bir şey yapıyordu. Bu saldırganlardan kurtulmanın tek yolu belki de saldıran kişi olmaktan geçiyordu. Bu yüzden diğer çocukları ısırmak, yabani bir hayvan gibi saldırmak zorundaydı.

Murat kendini verilen yemeği bütün bedeniyle reddediyor, bunu başaramadığında ise kendini kusturarak bu bulaştan kurtuluyordu. Çünkü  yemek insan için karnının doymasından çok fazlasıydı. Hele de hayatın o ilk en kıymetli zamanlarında beslenmek demek her şey demekti. Bir çocuk beslenirken  annenin sıcak ve yumuşak kollarında sarmalanır, ılık süt ile içini ısıtır, anneden akan sevgi ve şevkat ile yüreği yıkanır, hayatının kaynağına şükranla bakardı. Murat için ise yemek zaman zaman boğazından geçen hortumlar, belki de sarmalanmadan ilgisiz ve donuk gözlerle içirilen yudumlar, bir diğeri için tamamlanması gereken bir zorunluluk bir angaryaydı.

Murat yalnızca kendi başına ve uzaktayken güvende hissediyordu. Bu her an gelebilecek tehlikeye hazır, tetik durumunda beklediği bir güven haliydi. Kaygısını yenebilmek, sakinleşebilmek için sallanıyordu.

Konuşamıyor değil konuşmuyordu. Çünkü bu zarar veren varlıklarla iletişim kurmak, onlara yaklaşmak değil, onlardan korunmak istiyordu.

Kurum görevlisini odadan çıkarırken Murat’ a seslendim. Ona bakmadığımızı fark ettiğinde rahatlayıp yukarı kaldırdığı kolu havada öylece asılı kaldı. Hafif, rahatlatıcı bir çocuk şarkısı mırıldanarak bir süre onu izledim. Çünkü müzik evrenseldi, tüm canlılara iyi gelir, yürekler arasında köprüler kurardı. O yüzden nesillerdir ebeveynler çocuklarına ninniler, şarkılar söylerdi. Sonra yavaş ve temkinli bir şekilde ona yaklaştım. Hala tek kolu havada asılı, gözleri ile beni takip ediyordu.  Bu sefer yanı başında gözlerinin içine bakarak şarkılar söylemeye devam ettim. Kolunu serbestçe aşağı indirdiğinde, gözlerindeki ilgiyi gördüğümde hafifçe sırtını kaşımaya başladım. Murat sakince bekliyordu. Bir süre sonra Murat’ ı kucağıma aldım, otizm şüphesiyle getirilen minik çocuk ilgi ihtiyacı ile kafasını yaslıyor, arada kafasını kaldırıp gözlerimin içine ilgiyle bakıyordu. Saldırmıyordu, hırçınlaşmıyordu sadece bu ilginin devam etmesini istiyordu. Biraz sonra kurum görevlisi geldiğinde Murat o küçük, renksiz ve camsız odadan çıkmakta direniyor, kapılara yapışıp ağlıyordu. Çünkü küçük bir çocuğun en çok ihtiyacı olan bireysel ilgiyi o odada hissetmiş, özümsemişti. Benim açımdan da durum farklı değildi, çocuğun ilgi ihtiyacı öylesine yoğundu ki insan ondan ayrılmakta çok zorlanıyordu.

Murat şanssızdı ama şanslıydı. Birlikte gelen kurum görevlisi ona yardım etmek konusunda çok istekliydi. Murat ile günde sadece bir saat, sadece ikisi birlikte olacak şekilde zaman geçirmelerini istedim. Özel, yapılandırılmış bir şeyler yapmaları gerekmiyordu. Sadece ikisinin de keyif aldığı birlikte geçirilen bir zaman. Belki şarkı söylemek, belki kitap okumak, belki Murat’ ın sırtını kaşımak, belki oyun oynamak, o an ne onlara iyi geliyorsa. Bu şekilde devam ettiler. 1 ay sonra Murat artık kimseye vurmuyordu, diğer çocukların arasına katılmaya istekliydi, artık kusmuyordu. Dünya onun için güvenli, keyifli bir yer haline gelmeye başlamıştı, artık savaş kılıçlarını kuşanmasına gerek yoktu. 3 ay içinde Murat konuşmaya başladı ve konuşması hızlıca ilerledi. Çünkü onu durduran zihinsel engeli değil, hayattı. İlk 4-5 ay her geldiğinde kapılara yapışmaya, ayrılmakta zorlanmaya devam etti Murat, sonrasında ayrılık kaygıları da yatışmaya başladı. Benim ve ona yardım eden kurum görevlisinin dışında diğer insanlarla kurduğu yakın ilişkiler onun kendini diğer insanların yanında da güvenli ve kendinden emin hissetmesini sağlamıştı. Sonrasında sağlıklı gelişimi ve ruhsal onarımı hızlanarak devam etti. Murat, her bakışı aklıma kazınan minik çocuk, bana çok şey öğreterek hayatımdan geçti.

Bir insanın yüreğine dokunmak ne güzel işti…

 

Dipnot: Hasta mahremiyeti nedeniyle isimler değiştirilmiştir.