DEHB’li Bir Çocuk Psikiyatristinin Öyküsü

Herkese merhaba, bu öyküyü çocuklara yardımcı olsun diye ebeveynlerinin okuması için yazıyorum.

DEHB semptomlarını ilk hatırladığım anım 1. sınıfa dair. Sınıfta en arkada oturuyordum ve tahtadakileri görüp yazabilmek için sürekli oturup kalkıyordum. Bana göre işlevsel bir şey yapıyordum ancak öğretmen için bu uygun olmayan bir davranıştı. Yanıma gelip kulağımı çektiğinde nerede yanlış yaptığımı bile anlamamıştım. Ancak hissettiğim utanç ve üzüntüyü bugün bile çok canlı hatırlıyorum. 2. Sınıfa geçtiğimde ise şanslıydım. Çünkü okul değiştirdim ve yeni öğretmenim sıranın altına girip girip arkadaşlarımı güldürdüğüm için beni hemen cezalandırmadı, anlamaya çalıştı. Beni en ön orta sıraya ve iki erkek öğrencinin ortasına oturttu. Böylece sık sık kalem açmaya gidemiyor, sıranın altına saklanıp yaramazlıklar yapamıyordum. Aynı öğretmenim bana başarıdan zevk almayı da öğretti ve ders içinde hareketliliğimi zararsız düzenleyebileceğimi de. Böylece tahtayı silmek, ya da kağıtları dağıtmak için sınıfta dolaşabiliyor ama dersi bozmuyordum. Ders sırasında avını bekleyen bir kaplan gibi bir sonraki soruyu doğru cevaplayabilmek ve aferin alabilmek için pür dikkat kesilir olmuştum.

Böylece dersle ilgili problemlerim bitmişti. Ama evde ödev yapmak, yazılıya çalışmak kabus gibiydi. Bir keresinde tarih kitabını koltuğa koyduğumu, koltuğun üzerinde ayaktan bir bölüm okuyup sonra koltukların üzerinde gezinirken tekrar ettiğimi hatırlıyorum. Ve her gün bir şeyleri unutuyor olmak zorlayıcıydı. Çoğu kez malzemelerimi unuttuğum için çok sevdiğim resim dersine ve beden eğitimine katılamadım. Arkadaşlarım ya da öğretmenim evden getirmem gereken bir şey istediğinde hemen elime yazıyordum ama elimi yıkamak bazen işleri bozuyordu.

Tabi ki olay sadece dikkat eksikliği değildi. Bazen tesadüfen hayatta kaldığımı düşündüğüm çok fazla tehlike atlattım. Bir keresinde bölünmüş çift yönlü bir yolda karşıdan karşıya geçmeden hemen önce babam “dikkatli geçmemi” söylemişti. Ben “tamam” diyerek, bakmadan yola atladım. Kamyondan son anda kurtulup orta hattaki kaldırıma çıktım. Ancak yine yola bakmadan ikinci yola da atladım. Arabanın geldiğini korna sesini duyduğumda fark ettim, ama ikinci araçtan kurtulamadım. Bunun dışında kaçan topumuzu almak için ikinci katın balkonuna tırmanmak, sırf kendime cesur olduğumu göstermek için 3 metrelik yüksekliği olan istinat duvarının kenarında kedi yürüyüşü yapmak, arkadaşım anahtarını unuttuğu için ikinci kattaki evlerine diğer camdan geçmeye çalışmak gibi sayısız riskli davranışta bulundum.

Bazen komik olaylarda oluyordu. Ablama küsüyordum ve o bana hatırlatana kadar küstüğümü hatırlamıyordum. Ya da okula okul formasını giymeyi unutarak günlük kıyafetlerle gidebiliyordum. Bazen ablamın orada olmadığını unutup izlediğim film ile ilgili yaptığım yoruma karşılık vermesini bekliyordum.

Liseye geçene kadar bunun bir tanı olduğunu bilmiyordum. Özelliğim olarak kabullenmiş ve sevmiştim. Çünkü hareketli, neşeli, anı yaşayan, kin tutacak kadar aklında tutamayan biri olmayı seviyordum. Lisede katılmak istemediğim sıkıcı bir derse girmemek için rehberliğe gittiğimde unutkanlıklarımdan bahsettim. Rehber öğretmenim “ ders başarın yüksek olmasaydı, DEHB olduğunu düşünürdüm” demişti. Ve ben bunun yanlış bir değerlendirme olduğunu ancak Çocuk Psikiyatristi olduğumda anlayacaktım.

DEHB’ li biri olarak hem eğlenceli hem de zor pek çok süreç yaşadım. Hala odaklanmam gereken bir şey yapmam gerektiğinde ilaç kullanmam ya da normal birinden çok daha  fazla zaman harcamam gerekebiliyor. Bazen keşke zamanında organize olma ve planlama becerilerimi geliştirmiş olabilseydim diyorum. Çünkü belli bir yaştan sonra beyini eğitebilmek çok daha zor, hep bir şeyler eksik kalıyor.

DEHB’li çocuklar riskleri doğru değerlendiremezler, hedef odaklı hareket ederler, kendilerini durdurmakta zorlanırlar. Bu yüzden siz yapma deseniz de olumsuz bir davranışı sürdürebilirler. Hatalarından aldıkları dersleri hatırlamadıkları için “bir daha yapmayacağım” deseler de sürekli aynı hatayı yapabilirler.  Bu sizde kasıtlı yapılıyormuş algısı oluşturabilir. Ancak DEHB’ li bir çocuk davranış problemi olan bir çocuğun aksine sıklıkla yaptıklarından pişman olur ve tekrarlamamaya çalışsa da yapar.

DEHB ile yaşayan biri olarak hayatta en büyük şansımın ailem olduğunu düşünüyorum. Çünkü unutkanlıklarım için ya da başımı belaya soktuğum için çoğunlukla yargılandığımı hissetmedim. Onlarda bunları benim özelliklerim olarak kabul etmişlerdi ve elimde olmadığını biliyorlardı. Bu sorunu çözmem için bana yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Sorumluluk duygumun yeterince gelişmiş olması beni sorunumu kabul edip köşeme çekilmeye değil, savaşmaya itti. Bu savaşı benim için ailemin vermiyor olması da bence bu sorumluluğu geliştiren faktörlerdendi.  Çünkü eskiden okul, arkadaşlıklar ve davranışlar ile ilgili sorumluluklar büyük oranda kişiye aitti.

Sonuç olarak DEHB gerçek bir sorun ve bu sorunu yaşayan çocukların elinde olmayan şeyler var. Ve sistem maalesef eskisi gibi değil. Rekabet ortamı çok belirgin. Yetişkin kontrolünde geçen süreler hem okul hem evde çok uzun. Bu yüzden yetişkinler sürekli müdahale etmeden, uyarmadan duramıyorlar. Ebeveyn – çocuk ilişkisi bir önceki kuşaktan çok daha farklı. Sonuç olarak çocukların işi çok daha zor. Ama hala anlayışınıza, sorunu çözmek için yanında olmanıza, sorumluluk duygusunun gelişmesine, başarıdan keyif almayı öğrenmelerine yardım etmenize  ihtiyaçları var.

Sevgiyle kalın…