Sakarya Çocuklarda Kaygı Bozukluğu

Bütün çocukların yaşamlarının belirli aşamalarında yaşadıkları gelişimsel korkuları vardır. Bu korkular bebeklik döneminde yüksek seslerden, yabancılardan korkma şeklinde görülür. Okul öncesi çağlarda çocuklar ebeveynlerin sevgisini kaybetmekten, vücutlarının bir parçasını kaybetmek ya da zarar görmekten korkmaya başlarlar. Biraz daha yaş ilerlediğinde neredeyse bütün çocukların etkilendiği karanlık korkuları başlar. Bu dönemlerde çocuklar canavarlardan, korku filmi kahramanlarından, halk arasında anlatılan hikâyelerden etkilenmeye başlarlar. Bu korkular olağandır ve normal bir gelişimin gerekli bir parçası olarak çıkarlar. Ancak korkuların yoğunluğu her çocuk için aynı değildir. Bazı çocuklar bu korkuları daha kısa sürede ve hafif atlatırken bazı çocuklar ise korkunun uygun olduğu gelişim dönemi geçmesine rağmen korkmaya devam edebilirler.

Kaygı ve korkuların üç temel alanda belirtisi olur; bedensel, düşünsel ve davranışsal. Dışarıdan gelen uyarıları tehdit olarak yorumlama kaygıyı başlatan ve sürdüren düşünsel belirtilerdir. Bedensel belirtiler; kalbin daha hızlı atması, baş dönmesi, karın ağrısı, yerinde duramama hali olarak görülür. Bedensel bulgular aslında insanın korku kaynağından hızlıca uzaklaşmasını veya saldırmasını sağlamak üzere gelişmiş ilkel bir reflekstir. Sonuç olarak kişi ya korkusunun üzerine gider ve orada kalır, ya da korku kaynağından kaçmayı tercih eder. Bir tehdit ya da tehdit olasılığı ile karşılaşıldığında devreye giren bu mekanizma temelde aynı olmakla birlikte farklı yoğunlukta tepkiler vermemize neden olan pek çok faktör vardır. Bunlar bireyin mizaç özellikleri ve dayanma gücü, aile yapısı ve çevresel faktörler olarak gruplandırılabilir.

Bütün bebekler kendilerine özgü belirgin mizaç özellikleri ve zorluklara dayanma gücü ile doğarlar. Bu nedenle aynı ailede doğan iki kardeş benzer kaygı ve korku bulguları göstermeyebilirler. Kaygı ve korku duymaya yatkın olan bireylerin çoğunlukla kaygının bedensel belirtileri ile ilgili farkındalıkları daha yüksek ve ruhsal dayanma güçleri de zayıftır. Bu çocuklar bebeklik döneminden itibaren daha çekingen, utangaç, korkulu çocuklar olarak karşımıza çıkabilirler. Daha fazla ebeveyn desteği talep edebilirler. Ruhsal dayanma gücü zayıf olarak doğmuş olabilirler. Ruhsal dayanma gücü zayıf, çekingen mizaç özellikleri nedeniyle gereğinden fazla ebeveyn desteği alan bireyler sorunlar karşısında orada durmak yerine kaçmayı tercih edebilirler. Kaçınma davranışı ise kaygı ve korkuların düşünüldüğü kadar büyük olmadığını öğrenme fırsatını kaçırmak demektir. Kaçınma, korku ve kaygıların derinleşmesine ve büyümesine neden olur. Çocuklar bu doğuştan getirdikleri dezavantajlarına rağmen uygun ebeveyn tutum ve davranışlarıyla sorun olmadan hayatlarını devam ettirebilirler.

Korku ve kaygıların başlaması ve sürmesinde ailesel faktörlerin önemi büyüktür.  Ebeveynlerin kaygılı olması çocukların kaygıyla baş etmekte ebeveynleri ile benzer tutumları öğrenmesine neden olabilir. Diğer taraftan kaygılı ebeveynlerin aşırı koruyucu tutumları çocuğun kaygı oluşturacak faktörlerle hiç ya da çok az karşılaşmasına neden olur. Aşırı koruyucu tutumlar çocuğun sorunlarla kendi başına baş etme becerilerinin gelişmesini engelleyeceği, çocuğa dolaylı olarak “sen kendi başına yapamazsın, yetersizsin” mesajı vereceği için çocuğun kaygıya yatkın bir birey olmasına yol açabilir. Çocuklar bir tehdit algıladıklarında ilk önce dönüp ebeveynlerine bakarlar. Ebeveynlerinin gözlerinde korkuyu görmemek, ebeveynin sakin ve yol gösterici tavrı onları rahatlatır. Ebeveynlerin gerçek bir tehdit olmadığında kaçınmayı desteklemeden, orada kalabilmek korkularıyla yüzleşebilmek için çocukları desteklemesi zamanla korkunun sönmesini sağlayacaktır. Korkunun sürmesine neden olan diğer olumsuz bir tutum ise korkuyu saçma bulmak, korku karşısında öfkelenmektir. Duygularımızı seçemeyiz, neyin bizi korkutacağını ve kaygılandıracağını da seçemeyiz. Çocuğun saçma da olsa korkusunu kabul etmek, korkuyla başedebilmesi için yol göstermek ve yüreklendirmek önemlidir.

Bazen de çevresel faktörler, yaşanmış olaylar kaygının gelişmesine ve büyümesine neden olabilir. Deprem, yangın, sel gibi felaketler, sevilen birinin kaybı, çocuğun fiziksel veya cinsel istismarı, kazalar, savaş, hastalıklar, göç, sınavlar gibi yaşam olayları kaygının başlamasını tetikleyebilir. Kaygının sürmesinde yine mizaç özelliklerinin, sosyal desteğin, ailesel özelliklerin önemi büyüktür.  Özellikle deprem sonrasında Sakarya çocuklarda kaygı ve korkuların sık görüldüğü bir bölge olmuştur.

Kaygı ve korkular diğer tüm duygular gibi olağandır. Burada önemli olan faktör bu duyguların çocuğun günlük hayatını, okul başarısını, arkadaş ilişkilerini ne kadar etkilediğidir. Yoğun olan ve yaşam kalitesini bozan korku ve kaygıların tedavi gerekliliği açısından değerlendirilmesi gerekir.

Sevgiyle kalın…